Bu grubu o kadar çok dinledim ki. İngiliz gruplar benim peşimi bırakmaz.
Impossible to miss
Anthony Bourdain: Parts Unknown s2e1 - Jerusalem
Hey
Sene 2009, Eskişehir henüz bana çok yabancı bir yer iken, mimarlık okumaya başlayalı belki 1 ay olmuşken, Eskişehir'in ekim soğuğu tramvaydan indiğimde yüzüme yüzüme çarpıyorken, lisedeki en yakın arkadaşlarımdan biriyle aynı evde kalıyorken ve son olarak bugün hala arkadaşım olan bir sürü insanla muhabbetim hala merhaba-merhaba iken her gün okuldan sonra eve gelir ödev yapmak üzere masama oturduğumda hep bu şarkıyı dinlerdim. Üniversite okumaya daha fazla hazır olamazdım ama bir yandan da liseden kopamamışım sanırım. 1 yıl boyunca Him dinledim. Başka bir sürü şey de dinledim ama asla Him'i bırakamadım :D Biliyorum komik ama ne yapayım kendimi reddedemem. Bu şarkıyı her duyduğumda fotoğraf çekmeli ödevlerim, renkli el işi kağıtlarım, çıtalarım ve peligom, oluklu mukavvalarım alıma gelir. Çok az uyuduğum, çok güldüğüm, çok fazla ve çok çirkin yemekler yediğim, çok içtiğim bana ait zamanlardı. Sadece bana ait zamanlar. O zamanki Tuğçe ile arkadaş olmayı çok isterdim. Henüz hiçbir anısı gölgelenmemiş, gülüşü solmamış (abart), neşesi kaçmamış tam bir keyif pezevengiydi.
Silly Symphony - The Goddess of Spring (1934)
why did the Chili Pepper cross the road?
Teşekkürler internet. Sana verdiğim para bu ay da boşa gitmedi.
☀️💦
Timothée Chalamet in ‘Call Me By Your Name’